Samarkand anıtları

Uluğ Bey Rasathanesi, 

 

 

Matematikçi, astronom, tarihçi ve şair olan Uluğ Bey, Mesud el-Kâşî, Bursalı Kadızade Rûmî, Ali bin Muhammed (Ali Kuşçu) gibi bilginleri sarayına topladı. Semerkant medreseler yaptirdi ve  1421 yılında resathanesini yaptirdi.  3 katlı gözlem evini yeni aletlerle donattıVe burda zamaninin ünlü ile birlikte çalışmalari baslatti. Resathane tamamen1449 yılında insa edildi ve tarihe Uluğ Bey Ziyci olarak tanilmaya basladi. Resathanayi akademi saray ve alimlerin toplanıp bilimsel tartışmalar yaptığı ve eserler hazırladığı bir mekan halina getirdi.  Uluğ Bey yeni astronomi aletler ve eski aletler geliştirilmesi uzerinde cok calismalar yapmis. IX. ve X. yüzyılda bir usturlab ile ancak 43 işlem yapılırken, Uluğ Beyin geliştirdigi usturlab, 1000’den fazla işlem yapıyormus. Uluğ Bey’in usturlabının çapı 40 metre idi.  Uluğ Bey, bu arada gökyüzünün bir de haritasını yapmayı başarmıştı. Bu gökyüzü haritası, kendisinden sonra gunumuze kadar dunya astronomlari calışmalarında rehber olmaktadir.  Uluğ Bey, astronomi çalışmalarının temelini teşkil eden trigonometri ilmi üzerinde de geniş çalışmalar yaptı. Kendisinden önceki Doğu ve Batı dünyasının tahmini bilgilerini bir kenara bırakıp, bilimsel esasları tespit ederek, trigonometride yeni bir araştırma yolu açtı. Dünya onu, astronomi alanındaki eseriyle tanıdı. Semerkant’taki rasathanesinde yapılan çalışmalar, bugünkü astronomiye hala ışık tutmaktadır. Zîc-i Ulûgi, diğer adı “Gûrgânî Takvimi” dunya astronom ilmî esaslarina dayanan yegâne ve tek takvim cetvel yaratti. Bu eser, daha önce yazılan bati ve dogu alilmleri ‘zîc’lerin yanlışlarını düzelterek, yıldızların hareketini daha mükemmel gösteren bir eserdi. .Zîc-i Ulûgî, 1655 yılında İngiltere´de Oxford şehrinde İngilizce, 1853’te de Fransızca olarak basıldı.

 Daha sonra da çeşitli dillere tercüme edildi. Batı bilim dünyası, Uluğ Bey’e “XV. yüzyıl Astronomu” unvanını layık görürken, Milletrerarası Astronomi Derneği de Ay yüzeyindeki bir kratere onun adını verdi. Gunumuzde Beş buyuk ülkenin astronomlarından ve özellikle Ay’a uydu gönderen ülkelerin hazirladigi Ay Haritasında, üç Türk astronomunun adları da yer alıyor. Büyük bir kratere Uluğ Bey adı verilmiştir. Ay atlasında adları bulunan diğer iki Türk bilgini, Bîrûnî ve Nasireddîn Tûsî’dir.

Tarihte âlim ve en âdil bir hükümdarı olarak da tanınan Uluğ Bey, aynı zamanda kötü talihli bir hükümdardı. Gözünü tahta dikerek Oğlu Abdüllatif Mirza, babasına baş kaldırmış ve memleketde bir iç savaşi cikmasina sebep olmus. Bu iç savaşta ağırlığını ortaya koyan Uluğ Bey, oğlu Abdüllatif Mirza kumandasındaki isyancilari yenmis. Bu iç savaşta babasina karsi isyan eden Abdüllatif Mirza esir düşmüştü. Ama Uluğ Bey, dedesi Emir Timur gibi katı yürekli bir insan değildi. Asi evlâdını bağışladı, kendisine nasihatte bulundu. Bu konuda bir hükümdar olarak değil de, yüreği evlât sevgisiyle dolu hassas bir baba olarak düşünmüş ve ona göre hareket etmişti.  Fakat oğlu Abdüllatif Mirza babasi gibi iyi yürekli, âlim ve kâmil oğlu değildi babasi Ulugbeyin ona verdiği manevî dersi alamamıştı. Serbest kalır kalmaz derhal yeni bir daha kuvvetli ordu toplayip babasi Uluğ Bey´e karsi tekrar baş kaldirdi. Affettiği oğlunun duzeldigine inanan ve kendisine karşı yeniden bir hücuma girişeceğine ihtimâl vermin vermeyen âlim baba.Uluğ Bey emrindeki kuvvetler tamamen yenildi. Bu kez 54 yaşındaki baba, âsi oğlunun eline esir düştü.Uluğ Bey, oğluna göstermiş olduğu anlayış ve merhameti ne yazık ki ondan göremedi. İsyankâr evlât, babasını 25 Ekim 1449 tarihinde kendi elleriyle katl eden Abdüllatif Mirza tariha Pederküş (Baba. Katili) hukumdar olarak gecti. Ve onun kurdugu hukmdarlik fazla yasamadi. Uluğ Beyi seven halk ona karsi esyan etti ve katl edildi. Dünyanın en ünlü matematikçisi ve astronomi bilgini olan Uluğ Bey, bir hükümdardan ziyade bir baba için en acı son ile hayatını kaybetti ve dedesi Timur Han’ın yanına defnedildi.

Su anda Resathanenin sadece kalintilarini gorebiliriz. Timuri hukumdarlardan olan sair Babür'ün Resathane hakkinda kendi kitablarinda anlatmis. Onun sozlerine gore Resathane yuvarlak seklde olup çapı 46 metre, yüksekliği 30 metreli üç katlı ve sirti guzel sırlı çini ile suslanmis bina idi. Ana salonda Ay, Güneş ve yıldızlı gözlemler için büyük enstrüman yerleştirilmis ve yayinin uzunluğuda 63 metre imis. Ana enstrüman-sekstant yani tarihi optik cihaz, güneyden kuzeye meridyen çizgisi ile inanılmaz doğruluk ile yerlestirilmis. Modern Rus astronomlar Kastalsky ve Shcheglov  bu cihazlari inceleyip ogrendiklerinde buna kanıt varmisler. Ulugbey ve Semerkand Astronomlarınin çıplak gözle, ve gunumuzdeki gibi her hangi bir modern optik aletler yardımı olmadan 1018 yıldızı içeridiği Astronomik tabloyu dogru ve net sekilde yapabilmeleri bugune kadar dunya Astronomlarini şaşırtmistir. Ulugbeyin bu tablosu günümüzdede değerini kaybetmedi. Inanılmaz doğruluk ile Ulugbey yaptigi hesaplamasi ile 1 yilin 365 gün 6 saat 10 dakika 8 saniyeye eşit oldugunu kayd etmistir. Bu gunumuzdeki modern  hesaptan sadece saniyeler ile fark ediyor.

Resathane Ulugbeyin ölümunden sonra Astronomik arastirmalar  Islam dininde yasaklandigini dusunen halk tarafından yıkılmış. Bu bilimsel merkez, tahrip edilip değerli kütüphane talan edildi ve bir cok eserler yakildi. Ulugbeyin ogrenciler olmus bir cok ilim adamları yurt disine surgun edilmis.

Ve 1908 yilinda arkeolog ve Sovyet alimi Vyatkin tarihi kitaplarda söz edilen bilgilere gore topraklar altinda kalan bu resathaney bulmus . Ne yazık ki su anda Sekstant temelini ve binanın sadece yeraltı kısmı gorebiliyoruz. Bulunan belgelere dayanarak bilim adamları gözlemevinin modelini yaptılar.

Siab Pazarı

Siab Pazarı, Registan medanından uzak olmayan Bibi Khanum Camii yakınında bulunan en eski çarşılardandır. Büyük Ipek yolu kurulduğundan beri burda aynı günümuzdeki gibi taze ve kuru meyveler, sebze, kavun ve karpuzlar satıldığı Semerkant’ın en büyük pazariydi. Burda ceviz, kayısı, kuru üzüm, kuru kayısı, tatlı fıstık, parvarda - doğu tatlısı ve hatta milli elbiseler de bulabilirsiniz.

 

Ruhabat Türbesi

1380 yılında Emir Timur emriyle inşa edilen Rukhabad Türbesi, Timur'un çağdaşlarından olan saygın İslam alimi, Şeyh Burhaneddin Sagarazu mezarı üzerinde inşa edilmiştir. Burhaneddin Sagaradze Doğu Türkistan halkı arasında İslam yaygın hale getiren bir zat. Çinli bir prenses ile evlenmiş ve Çin Yuan hanedanının sarayında büyük bir etkisi olmuş ve Cin’n bir cok bölgelerinde ilsamı yayilmasi için caba gösteren büyük bir zat sayılır.

Registan Meydanı

Ortaçağ döneminde çeşitli hükümdarlar tarafından kurulan ve dünyada benzeri bulunmayan Registan Külliyesi, yüzyıllar boyunca çeşitli hükümdarlarca başkent olarak kullanılan Semerkant'ın gözbebeği oldu. "Kumluk alan" anlamını taşıyan Registan Külliyesi, dünya halkları tarafından Orta Asya'nın incisi olarak adlandırılıyor. Semerkant'ın 15. yüzyıldan sonra baş meydanı olan Registan Meydanı, çeşitli dönemlerde hükümdar fermanlarının okunduğu, idam cezalarının infaz edildiği ve çeşitli bayram ve etkinliklerin yapıldığı bir yer olmakla birlikte, bu külliyede bulunan medreseler ise döneminin en nüfuzlu bilim merkezleri olmuş. Registan Meydanı'nda bulunan ve külliyenin ilk yapıtı olan Uluğbey Medresesi, Timurlu hükümdarlardan gökbilimci Mirza Uluğbey tarafından 1417-1420 yıllarında kuruldu. Bizzat Uluğbey'in ölümüne kadar matematik ve astronomi derslerini verdiği bu medrese, Ortaçağ döneminin en nüfuzlu üniversitelerden biri oldu. Bu medrese dikkat ceken tarafi dis portalı gökyüzünü sembolize eden on köşeli yıldızlı desenler ve astronomik nakslar ile bezenmiş olmasidir.

Uluğbey'in ölümünden 200 yıl sonra, Semerkant'ın yöneticisi olan Yalangtuş Bahadır'ın emriyle, 1619-1636 yıllarında birinci medresenin bir kopyası olarak, ikinci bir medrese yaptırıldı.

Uluğbey Medresesi'nin tam karşısında simetrik olarak yaptırılan medreseye "Şirdar (Arslanlı) Medresesi" adı verildi. Uluğbey Medresesi ile Şirdar Medresesi'nin tek farkı olarak, yeni medresede kışın kullanılmak üzere tasarlanmış fazladan iki adet eğitim holünün bulunduğu dikkat çekiyor. Giriş kısmının üst tarafına Semerkant şehrinin sembolü olan iki arslan resminin çizildiği Şirdar Medresesi'nin duvarlarına Kur'an-ı Kerim'den ayetler ve süreler  yazılmış. Şirdar Medresesi'nin yapımından birkaç yıl sonra, 1646-1660 yıllarında, yine Yalangtuş Bahadır tarafından, iki medresenin ortasında meydana bakacak şekilde üçüncü bir medrese inşa edildi. Tillakari (Altın İşlemeli) Medresesi olarak adlandırılan bu yapıt, dış görünümüyle diğer iki medreseye benzemekle birlikte, iç yapısı itibariyle belirgin bir farklılık taşıyor. Registan Meydanı'ndaki tüm medreseler, çeşitli dönemlerde yapılmalarına rağmen aynı plan üzerinde inşa edilmeleriyle dikkati çekiyor. Tillakari Medresesi, medrese olarak yapılmasına rağmen, en çok cami olarak kullanılmaya başlamıştır. Tillakari, 17. yüzyılda Semerkant'ın en büyük camisi olmuştur. 19. yüzyıla kadar cami ve medrese olarak kullanılan bu yapılar, 20. yüzyılın başından itibaren tarihi eseri olarak UNESCO koruma altına alınmıştır.

 

Gur Emir Türbesi (Timur Han türbesi)

Gur Emir - Ortaçağ Doğu İslam mimarisinin bir mirasidir. Gur Emir XV yüzyılın başında Semerkant güneybatı kesiminde inşa edilmiştir. Bu görkemli kompleks ilk yapıldığı dönemlerde bir Hanaka, Emir Timur torunu Muhammad Sultan tarafindan yaptırılmış bir medreseden oluşmaktaydı. Muhammed Sultan burayi Islamiy eğitim merkezi halina getirmek istemis, ancak 1403’de kendisinin ani ölümu kompleksin kullanım amacını değiştirmiştir. Timur en sevdiği torunu Muhammed Sultan için medrese yanına türbe inşaa ettirmiştir. Timur hana türbenin bitmiş halini görmek nesip olmadi , Utrarda 1405 yılında vefat edince, torunu Uluğbey tarafından cesedi buraya defnedilmiştir. Daha sonra iki oğlu Şahruh, Miranşah, Timur'un hocası - Mir Seyyid Baraka türbeleride Uluğbey tarafından burada inşa edilmiştir. Uluğbeyin türbeside burda bulunmaktadır. Ve bu komplex tamamen Timurlular hanedani mezarlığı olarak bilinmektedir. Bugün Gur Emir Türbesi giriş portal kismi tamamen restorasion edilerek yenideni inşaa edilmiş, ancak günümüzde hanaka ve medreselerin sadece kalıntılarıni gorebiliyoruz.

Hz. Hizir

Hazret Hizir camiisi Semerkantta bulunan en eski camiidir. Camii VIII yüzyılında şehrin giriş kısmında, Efrasiyab tepeliğinde  inşa edilmiştir. Camiinin etrafındaki mezarlıklar da o donemlerde yapilmayapa başlamiş. Cami XIII yuzyilinda Cengiz Han'ın askerleri tarafından yıkılmış. Daha sonra Çeşitli dönemlerde  birkaç kez yeniden inşa edilerek XIX yüzyılda bugünkü halinde restore edilmiştir. 

Bibi Hatun Camisi

Bibi Hatun Camii, Orta Asya islam mimarisinin Semerkant’taki en büyük ve en onemli eserlerden biridir. Timuru’un son yıllarda şehir inşaatiyla bizzat ilgilenerek başşehri Semerkant’ta yaptırdığı devasa ölçüdeki zamanının en ünlü camisi, burdaki diğer binalar arasinda mustesna bir yer tutmaktadır. 1399 senesinde inşaatına başlanarak bina 1404’te camii olarak faaliyet göstermeye başlamıştır. Fakat Timur’un Osmanli devletiyle savaştığı dönermlerde (1402) bina inşaatı Timurun hanımı Saray Melik Hanim’in nazaretine  geçmiştir. 1404 yilinda seferden dönen Timur eşinin gözetiminde yürütülen inşaat faaliyetine hayran kalmış ve bu binayı onun adına Bibi Hatun Camisi olarak adlandırmış. Camii bağçesine girdiğimizde insan ruhunu dinlendiren doyumsuz haz ve lezzet alabirsiniz. Bibi Hatun türbeside hemen camii karşısında bulunmaktadır.

Şah-ı Zinde 

Bibi Hatun Camiisina hemen yakın bir yerde Şah-ı Zinde eşsiz mimari kompleksini görebilyoruz. Efrasiyâb Tepesinde yer alan türbeler topluluğunada bulunan bu binada 14. ve 15 yüzyıllar Timurlular ailesinden olanlara ve yakınlarına ait türbe ve mezarlıklarını görebiliyoruz. Burdaki en önemli ziyaret yeri, Semerkant’a İslâmi getiren sahabelerden Kusem bin Abbas türbesi bulunmaktadır. Semerkantlılar Hz. Kusem İbn Abbası Şah-ı Zinda (Yaşayan Sultan) olarak adlandırmışlar. Semerkand’da geldiginde Çilehanesinde ibadet ederken Zerdüştler tarafından şehit edilmiştir. Kusem Bin Abbas, Hz. Peygamber (sav)’in amcası Hz. Abbas’ın oğludur.  Paygamber efendimizin kuzeni Kusem bin Abbas, Peygamber (efendimizin)’in cenazesi yıkanırken hazır bulunmuş, cesedini’ı kabra verildikten sonra en son o çıkmıştı. Bu sebeple Resûl-i Ekrem (asv)’e en son dokunan kişi olarak tanınır. Şah-ı Zinde’ye Uluğbey’in yaptırdığı taç kapıdan girilir.